“KOBİ’lere yol açıcı politikalar gerekli”

“KOBİ’lere yol açıcı politikalar gerekli”

Olcay Taysı

NetOP

Çok değil 3-5 yıl kadar önce nesnelerin interneti kavramını ortaya çıkmasını takiben büyük raporlama ve araştırma kuruluşları ardı ardına yayınladıkları raporlarda 2020 yılında en az 50 milyar nesnenin internete bağlanacağını varsayıyorlardı. O gün uzak ve ütopik gelen bu kavram öngörü tarihine bir kala fazlasıyla gerçekleşmiş gözüküyor.

Katlanarak büyüyen adetlerde “şeyler” internete bağlanıyorlar. Bu “bağlanma” kavramı devasa bir ekonomiyi de beraberinde geliştiriyor, büyütüyor. En prestijli ekonomi kurumlarının başında gelen McKinsey 2025 yılına kadar 2.7 ila 6.2 trilyon dolarlık bir ekonomiden bahsediyor son yayınında. Hal böyle olunca bu pastadan pay kapma çabası giderek kızışıyor.

Son derece normal, doğal ve öngörülebilir bir rekabet ortamı oluştu/oluşuyor. Nedeni çok basit aslında. Dünyayı ayakta tutan bazı sektörler ve bu sektörlerin başrol oyuncuları var. Otomotiv, perakende, enerji, sağlık, finans, gıda v.b. sektörler yıllar içinde devasa büyüyerek tüm köşe başlarının tutulduğu, o sektör içerisinde büyüyebilmek bir yana sektöre girebilmenin bile çoğu zaman mümkün olamadığı bir hale bürünen kapalı tekel yapıları oluşmuş. Bugün yeni bir içeceğin Coca Cola’nın tahtına oturması düşünülebilir mi? Unilever’in sahip olduğu gibi ikinci bir yapı kurabilmek mümkün mü? Bunlar imkânsız, olanaksız, kapalı kapılar. Ama gelişen ve büyüyen dünya yaşayabilmek için kalıplarının dışında yeni bir şeylere ihtiyaç duyuyor. İşte teknoloji bu noktada sihirli değneğini değdirerek on yıllardır süre gelen dengeleri alt üst ederek yeni hareket alanları yaratıyor. İşte bu alanlarda teknoloji noktasında kabiliyetli oyuncular tarafından doldurularak yeni ekonomiler yaratıyor. Uber’in tek başına yarattığı ekonomi yıllık milyarlarca dolar ile ifade ediliyor.

Çok önceden yapılan bir “şey”de pazar lideri olup en büyük parayı kazanmayı amaçlamak, hedefe varmak için tercih edilen en zor ve imkansız yol. Pazar zaten oluşmuş, zaten milyar dolarlar kazanılıyor, zaten marketi domine eden liderler var… Ama olmayanı yapabilmeyi becerirsen zaten o pazarın mimarı da, lideri de, oyun kurucusu da, en çok kazananı da sensin. İşte nesnelerin interneti, çok geniş hareket alanında milyar dolarlık fırsatları yarattığı için bugün birçok ülkenin devlet politikalarını belirler niteliktedir. Başta eğitim, sanayi ve tarım politikalarını nesnelerin interneti kuramına göre belirleyen bir çok devlet var.

Hiçbir şey olmayan bir devlet doğru teknoloji politikaları ile bir anda adından söz ettirebilir ve bundan gelir elde edebilir. Dijital dönüşümü devlet yönetimine uygulayarak devleti dünyadaki ilk e-devlet yapısına sokmayı başaran Estonya en güzel örneklerden biridir. Bugün Estonya’ya hiç gitmeden sadece bilgisayar başından Estonya’da şirket kurabilir banka hesabı açabilir ve diğer tüm ticari faaliyetleri yönetebilirsiniz. Bu kolaylıklar sayesinde Start-Up’ların cazibe merkezi haline gelen Estonya, sadece bu altyapı nedeniyle her yıl milyarlarca doları ülkesine çekmektedir.

Dünya üzerinde son 10 yıldır esen bu rüzgâr farklı farklı isimlerle anılırken bu durumun endüstriye yaptığı efekt bir devrim sayılarak Endüstri 4.0 adını alması bana göre en anlamlılarından biri. Zira teknolojide bu gelişeler yaşanırken yukarıda bahsettiğim köşe kapanlar tehlikenin farkına varmışlar, teknolojik gelişmelerin, inovasyonun ve yeni icatların kendi klasik düzenlerini bir gün alt edeceğini fark ederek bu durumu kendi lehlerine çevirerek Endüstri 4.0 devrimini başlatmışlar, klasik üretim metotlarını ve ürünlerini bu değişim rüzgârı sayesinde evirmeye başlamışlardır ki bu da dijital dönüşüm adını almış.  Bu noktada kavram ikiye ayrılıyor. Bir yoktan var olan yeni teknolojiler iki var olanların dönüşümü. Bir ya da iki fark etmez her ikisi için de çoktan kalkmış olan Endüstri 4.0 trenine binmiş olmak lazım.

Endüstri 4.0 kavramını trene benzetince o trene bakanlardan da bahsetmeden geçemeyiz. Teknolojinin zaten baş döndürücü bir hızla ilerlediği düşünülürse bu alanda çok hızlı hareket kabiliyeti olanlar şans bulabiliyorlar. Hızlı hareket edebilmek birey olarak bizlerin kabiliyetini ve becerisini aşan bir konu. Bu noktada devlet politikalarının yol açıcı şekilde belirlenerek biz ve bizim gibi yatırımcıların önünün açılması esastır.

Konuya ülkemiz açısından baktığımızda ne yazık ki Endüstri 4.0 treninin kalktığı yıllar, bizim ülkemizin belki de tarihindeki en trajik olayların yaşandığı yıllara denk gelmektedir. Darbe girişimleri, seçimler, referandumlar, yönetimsel değişiklikler, başkanlık v.s. yüzünden ülkede kimsenin Endüstri 4.0 devrimi görecek hali kalmamıştı doğal olarak. Bu nedenle o zamanlar belirlenmesi gereken devlet politikaları belirlenemedi ve hareketsiz kalındı. Bunun bir sonucu olarak bugün birçok konuda hızla revizyona ihtiyaç duyulmakta.

Yurtdışından elektronik malzeme tedariği; Tüm dünya elektronik malzeme ( elektronik devre elemanlarını ) Çin, Tayvan, Hong Kong üçgeninden tedarik etmektedir. Bunun dışında bir kaynak yoktur. Dünya ile rekabet edebileceksek bu kaynağa hızlı, çabuk ve ucuz erişim imkânı sağlanmalıdır ki rakiplerimizle aynı kulvarda yarışabilelim. Ancak ne yazık ki rekabet etmeye çalıştığımız Avrupalı bir üreticiler elektronik malzemeye bizden çok daha çabuk ve ucuza erişebilmektedir. Burada özellikle gümrük politikalarında ciddi iyileştirmelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Avrupalı Üreticinin Malzeme TedariğiYerli Üreticinin Malzeme Tedariği
Malzeme bedelini PayPal ile öder. %2.9 komisyon ile ürün bedeli anında satıcının hesabına geçer.Banka üzerinden ödemek zorundadır. Komisyon oranı %7, satıcının hesabına geçiş süresi min. 3 gündür.
Ürün kargolanır max. 3 gün içerisinde kapısında teslim edilir. Sadece kargo bedeli öder.Ürün kargolanır, gümrüğe iner. Navlun ücretinin üzerine ek olarak depolama, gümrükleme, KDV, harç, gümrük komisyonu, gümrükçü hizmet bedeli v.s. biner. Bu işlemler -şanslıysanız- 10 gün sürer.
SONUÇ; Ürün bedeli + %2.9 + kargo bedeli + 3 günSONUÇ; Ürün bedeli + %7 + kargo bedeli + gümrük ve diğer masraflar + valör maliyeti + 13 gün

 

Sertifikasyon; Ülkemizde akredite olarak faaliyet gösteren sertifikasyon kuruluşlarının tamamına yakını yabancı şirketlerin Türkiye’de faaliyet gösteren şube ya da temsilcilikleridir. Birçok uluslararası test ülkemizde yapılabilmekle birlikte bazı kritik testlerin büyük çoğunluğu için ürünler yurtdışına yollanmaktadır. Hal böyle olunca zaman ve maliyet unsurları rekabete negatif etki ederken test kurumlarının kendi ülkelerinden gelen cihazlara pozitif ayrımcılık yaptıkları hususunda gözden kaçırılmamalıdır. Acilen milli ve yerli bir test kurumunun kurulması veya mevcut kurumların daha donanımlı hale getirilmesi gerekmektedir.

Altyapı; Gün sonunda “connected” cihazlardan bahsettiğimize göre çok güçlü bir altyapıya ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’de telekomünikasyon altyapısı -yine büyük şanssızlık eseri- tam ihtiyaç duyulduğu sırada ülkenin en büyük özelleştirme fiyaskolarından birini yaşamış ve gereğini yerine getirememiştir. Özel sektör sayabileceğimiz Türkiye’deki en büyük mobil operatör ise ülkenin içerisinde bulunduğu durumdan nasibini alarak doğan boşluğu layıkıyla dolduramadığı gibi kâr odaklı yaklaşımını sürdürmektedir. Burada ilginç bir anekdota yer vermek altyapı açısından Türkiye’nin ne durumda olduğunun anlaşılması açısından faydalı olacaktır. 2016 yılının 2nci çeyreğinde tüm dünyada Narrow Band IoT konuşulurken GSM operatörleri tek tek NB-IoT kapsama çalışmalarına başlamış ve büyük operatörler tek tek ülkelerinde ulusal kapsama alanlarını oluşturduklarını ve ülkelerini NB-IoT sinyali ile kapsadıklarını duyurmaya başladılar.

2017 yılında katıldığım bir kongrede ülkemizin en büyük GSM operatörü çok büyük bir lansman ile ülkemizi NB-IoT ağı le kapsadığını duyurdu. Bu son derece gurur verici bir haberdi zira dünyada tüm ülkenin bu sinyalle kapsandığı 5nci ülkeydik. Bu şu demekti; avuç içinize sığan herhangi bataryalı bir IoT cihazı T.C. sınırları içerisinde bulunduğunuz herhangi bir noktadan internete bağlanabilecekti. Gerçekten devrim niteliğinde ve ülkemizi IoT pazarında klasmana sokacak bir gelişmeydi. Bugün 2019 yılında halen büyük şehirlerimizin birkaç bölgesi hariç hiçbir yerde bu sinyali alma şansınız yok. Alsanız da dünya standartlarında değil standardı yakalasanız da bedelini avucunuzdaki cihazdan daha pahalı.

Sonuç; Endüstri 4, Türkiye 0. Bu nedenle Türkiye’de alternatif ve bağımsız networklerin önünü açacak yasal düzenlemeler yapılmadığı sürece bu teknolojiler özel sektörün elinde reklam malzemesi olarak kullanılmaya devam edecek ve bu örnekte olduğu gibi koca bir ülkenin IoT altyapısı koca bir yalan üzerine inşa edilmeye çalışacaktır. (İlgili link; https://www.gsma.com/iot/deployment-map/ ) Burada başta BTK’ya ve yasa yapıcılara çok büyük görev düşmektedir. Bağlantı ne kadar sağlıklı, kolay erişilebilir ve ucuz olursa bağlı teknolojilerin büyümesi de o denli hızlı olacaktır.

Bağlantı konusu özel sektörün tekelci zihniyetine bırakılmayarak rekabetin oluşturulması ile kolay erişilebilir bir noktaya getirilmelidir. Küçük bir örnek vermek gerekirse ülkemizde aylık 10-15 TL’ler aralığında satılan IoT bağlantısı Fransa’nın yerel LPWAN operatörü tarafından yıllık 1 EURO’ya satılmaktadır. (Ülkemizin milli ve yerli LPWAN ağını oluşturmak için verdiğimiz Tubitak projesi 1 yıllık araştırma, inceleme aşamasının ardından reddedilmiştir.)

Teknoparklar; Yasanın hangi hükümet zamanında çıkarak faaliyete geçtiğini tam bilmemekle birlikte şu an benim de faaliyet gösterdiğim IYTE Teknopark arazisinin Demirel tarafından tahsis edildiğini biliyorum. Gerçekten çağı yakalamak adına atılmış en doğru adımlardan biri olmakla birlikte o günden bugüne Teknopark yasasında gelişen ve değişen dünya koşullarını yakalayacak derecede bir iyileştirme yapılmamış ve ilk günkü hali ile kalan yasa bugün doğan ihtiyaçları karşılamaktan uzak kalmıştır. Mevcutta var olan yasanın birkaç ilave ve makyajlanarak ile günümüz koşullarına uydurulması ülkemizin teknoloji üretmesi açısından elzemdir.

Ticari savaşların yaşandığı günümüzde yadsınamaz bir Çin-ABD geriliminden bahsederken, karşılıklı gümrük vergisi silahları çekilmişken gerek fiziki gerekse ekonomik olarak ülkemizin avantajlı konumundan faydalanarak bu gerilimden doğan boşlukları doldurmak son derece mümkündür.

Doğru politikalar ile Türk insanının girişimci yapısı ve zekâsı birleştirilebilirse endüstri devriminden payımıza düşeni fazlası ile almak bir yana yanlış politikalarla geri kaldığımız tarım, sanayi, üretim, sağlık gibi alanlarda sıçramalar yaparak açılan arayı kapatmak da mümkündür.

Leave a Reply