Şehirlerde Teknoloji ve İnsan

Şehirlerde Teknoloji ve İnsan

Kerem KORAMAZi & Eda BEYAZITii

i İstanbul Teknik Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü Öğretim Üyesi koramaz@itu.edu.tr
ii İstanbul Teknik Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü Öğretim Üyesi | IstanbulON Kentsel Hareketlilik Laboratuvarı beyazite@itu.edu.tr

Teknoloji, en basit anlamıyla ‘birşeyleri yapma biçimi’, insanoğlunun kısa dönemde gündelik problemlerini çözmek ve temel ihtiyaçlarına cevap bulmak, uzun dönemde güvenlik sağlamak, keşfetmek ve kendini geliştirmek için yaratıcılığını ve kültür birikimini kullanarak sistematik bir şekilde bilgi üretmesine işaret ediyor. Kelimenin kökeninde “tekhnē” yani sanat / zanaat ve “logia” yani bilgi kelimelerinin bulunması bu sistematik bilgi üretimi sürecinde sanatın ve kültürlerin rolünü vurguluyor. İnsanlığın müşterek yaşama geçişi ve kurduğu ilk yerleşim yerlerinden günümüz kentlerine kadar geçirdiği süreçte toplumun inşasında önemli bir yeri olan teknoloji ve kültür ikiliğinin olmazsa olmazı politika ve iktidar bu sürecin gidişatına yön verir durumda. Bu yazıda teknolojinin toplumların inşasına olan etkilerini planlamanın çatkısını oluşturan temel unsurlar olan güç ilişkileri, adalet, erişilebilirlik gibi kavramlar üzerinden tartıştıktan sonra şehir planlama eğitimi ve mesleğinin bu süreçteki değişimleri ve beklentilerini dile getireceğiz.

Teknolojinin toplumların gelişimine olan katkısını, endüstri devriminin yeni işgücü ile mal ve hizmet akımlarının artışında olduğu gibi günümüzde bilginin aktarımı ve paylaşımında internet ve veri akış kanallarının hızlanmasıyla açıklayabiliriz. Ancak bu gelişmeleri, sadece günümüz büyük verisinin ve akımlarının güçlendirmesi ile değil, aynı zamanda toplumu dönüştürücü güce sahip dijital bilginin içeriğinde de izlemek gerekir. Bilgi toplumunun koşulu olan iletişimin, bir sosyal hak ve eşitlik meselesi olarak yorumlanması özellikle bu süreçlerle ilişkili olarak yorumlanmalıdır. Toplumlar ve özellikle yönetimler teknoloji ile ilgili her konuyu, teknoloji karşıtı konvansiyonel reflekslere rağmen,  gelişmenin temel paradigması olarak değerlendirmekteler ve sermaye ve yatırımların daha da fazlasını bu yönde kullanma motivasyonlarını sergilemekteler. Ancak teknoloji tarihçileri (Perez, 2002), yine endüstri devrimiyle istihdam ve tüketim pazarlarının büyümesinin, toplumun ürün ve kaynaklara olan erişiminde eşitsizlik ve yoksunluk gibi yeni görünmez engeller üretebildiğini iddia edebilmektedir.  Endüstri devriminin toplumsal ve ekonomik etkilerine ait bu kuvvetli eleştirel bakışı elbette, bilgi toplumu ve ekonomileri ekseninde de değerlendirmeliyiz. Bu eleştirel bakışı, kentlerimize çevirdiğimizde önemli bir soru ile karşı karşıya kalmaktayız. Kentlerimiz ve farklı ölçekleri içerisinde barındıran coğrafyalarımız, teknolojiye ve beraberinde oluşan yenilikçi -ve son günlerde “akıllı” etiketiyle süslenen- bu dönüşüme herkes için aynı koşullarda ve “pürüzsüz” ve dengeli bir gelişim sunabilmekte midir?

Bu sorunun yanıtını verebilmek için son yıllarda akademik tartışmalarda yerini alan (İngilizce deyişiyle digital divide) sayısal uçurum kavramı öne çıkmaktadır. Bilgi teknolojisine erişilebilirlik düzeyleri ve kullanım engelleri ile mekânsal/bölgesel farklılıklara işaret eden bu kavram, yaygın olarak dar gelirli ve teknolojiye erişim anlamında dezavantajlı toplulukların yaşadığı bölgelerin sosyo-coğrafi özellikleri bakımından mekânsal örüntüde ayrıştığına işaret etmektedir (Warf, 2001).  Kentlerimiz, teknolojiye erişimde bahsi geçen eşitsizliklerle mücadele etmek üzere donanım ve ekipman temin edilmesinde finansal kaynak yetersizlikleri ve iletişim altyapı ağı eksikliklerinin giderilmesinin yanı sıra bireylerin çevrimiçi olmalarıyla ilgili karşılaştıkları zorlukları aşmaları yönünde stratejilere ihtiyaç duymaktadır.

Şehir ve bölge planlama mesleği ile bu mesleğin eğitiminin verildiği yükseköğrenim kurumlarında teknoloji konusu son yıllarda konvansiyonel bakışları kırma eğilimindedir. Özelle akıllı ve sürdürülebilir kentlerin oluşturulmasına duyulan heyecan, planlama mesleğinde bilgisayar destekli tasarım ve coğrafi bilgi sistemleri kapsamını ve uygulamalarını daha da vurgulu hale getirdiğini görebilmekteyiz. Üniversitelerde özellikle lisansüstü çalışmalarda genç araştırmacılar son yılların evrensel yazınını kullanarak kent planlamasında büyük veri, coğrafi sosyal medya verisi (Batty, 2013), gönüllü coğrafi bilginin güvenilirliğini (Goodchild ve Li, 2012), akıllı teknolojiler, kentsel benzetim modellerinden yapay zeka uygulamaları (Wu ve Sliva, 2012) gibi güncel konularla ilişkilendirmekteler. Bu konular dışında ayrıca, ulaşım sistemleri, ekosistem servisleri ve afet riskinin yönetimi alanlarında akıllı teknolojilerin üretilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda nitelikli çalışmaları göz ardı etmemeliyiz.

Bu konuların yanında teknolojinin bilgi toplumuna dönüştürücü etkisinde en önemli bileşenlerden birinin yönetim, yönetişim ve katılım süreçlerinde teknoloji kullanımı olduğu unutulmamalıdır. Bu eksendeki okumaları planlama sistemi ve uygulamalarında teknolojik gelişmeleri değerlendirmek üzere iki temel kuramın ışığına yönlendirebiliriz. Bunların ilki iletişim kanallarının gelişmesi ve bilginin yayılmasını kolaylaştıran her türlü araç ve sürecin gereğini savunan ağ toplumu yazını bütünüdür (Castells 1996). Diğeri ise kenti oluşturan tüm paydaşların arasında bilginin paylaşımına yönelik söylem ve ifadenin etkisini vurgulayan iletişimsel eylem kuramıdır (Habermas, 1984). Özellikle tüm yönetim hizmetlerinin çevrimiçi kaynaklarda kaydileştirilmesi (İngilizce deyişiyle “dematerialization”) işlevini üreten e-hükümet uygulamaları,  hesap verilebilirliği ve şeffaflığın güvencesi olarak değerlendirilmeli,  etkin katılım süreçlerine dahil edilmelidir. Bununla birlikte tek yönlü iletişime dayalı bu uygulamaların,  yerelin görüşlerinin yaygın olduğu sosyal medya ve internet ağı üzerinden kitle kaynaklı araçlar ile (open source ve crowdsourcing) desteklenmesi de bilgi toplumunun vazgeçilmezlerinden biridir. Artık günümüz kentlerinin gelişimi ve yönetimi teknolojinin sunduğu araçlardan ve imkânlardan bağımsız düşünülemiyorsa kentlerin sağlıklı, sürdürülebilir, eşitlikçi yapıya kavuşmalarında teknoloji üretiminin ve kullanımının belirli güç odaklarının hâkimiyetinden çıkarılması, toplumla karşılıklı iletişim halinde yeniden ve karşılıklı üretilmesinin önü açılması kaçınılmaz görünmektedir. Son olarak teknolojiyle toplumun tümüne ulaşma hedefini destekleyen yönetişim ve iletişim araçlarının geliştirilmesine, kentin sorunlarıyla mücadele etme becerisini geliştirebilmesi için ihtiyaç duyabileceğimizi vurgulamamız gerekir.

Kaynaklar:

Batty, M. (2013). Big data, smart cities and city planning. Dialogues in Human Geography, 3(3), 274-279.

Castells, M., 1996: The rise of the network society. The Information Age: Economy, society and culture. Vol 1. Cambridge, MA: Blackwell.

Goodchild, M. F., & Li, L. (2012). Assuring the quality of volunteered geographic information. Spatial statistics, 1, 110-120.

Habermas, J., 1984: The Theory of Communicative Action Volume 1: Reason and the Rationalisation of Society. Policy Press, Cambridge.

Perez, C. (2002). Technological revolutions and financial capital: The dynamics of bubbles and golden ages. Edward Elgar Publishing.

Warf, B. (2001). Segueways into cyberspace: Multiple geographies of the digital divide. Environment and Planning B: Planning and Design, 28(1), 3-19.

Wu, N., ve Silva, E. A. (2010). Artificial intelligence solutions for urban land dynamics: a review. Journal of Planning Literature, 24(3), 246-265.

Leave a Reply