
IoT, SENSÖR, AI ve EDGE AI konularına bakış
Alper ÇOBAN
Empa Elektronik Ar-Ge Direktörü
Gelişen teknolojiler ve tarihin en büyük icatlarından olan internet sayesinde insanlık hiç olmadığı kadar yüksek bir hızda veri üretip biriktirmeye başladı ve günümüzde bu veriye erişim ve erişilen veriden anlam çıkarmak, toplum ve devletlerin bekası açısından kritik önemde bir konu haline geldi.
Çağımızda geliştirilmesi gereken asıl kritik yetenek “öğrenmeyi öğrenmek”. Bu artık bireyler için olduğu kadar makinalar için de geçerli. İşte tam bu noktada devreye yapay zekâ ve makine öğrenmesi kavramları giriyor. Aslında pek te yeni olmayan bu kavramlar internetin gelişmesi ve ihtiyaç duyulan miktarda verinin üretilmesiyle birlikte teknoloji seyahatimizde sürücü koltuğuna şimdiden oturmuş durumda. Her ne kadar merkez birimlerde koşan yapay zekâ çözümleri itici bir güç oluştursa da ben asıl kritik olanın gerçek anlamda hayata dokunan uç birimlerde koşacak yapay zekâ (Edge AI) olduğuna inanıyorum. Bu kapsamda Empa’da iki sene önce ekibimizi kurup Edge AI çalışmalarına başladık. Bu çalışmalar görüntü işleme gibi karmaşık uygulamalardan basit küçük çevresel sensör (titreşim, ses, sıcaklık, nem v.s.) verilerinin işlendiği uygulamalara kadar geniş bir yelpazede sürmekte.
Haberleşme teknolojileri hızla gelişmeye devam ediyor. Ama hem sistemlerin haberleşme yükünü azaltmak hem de haberleşmenin kesildiği olası durumlarda operasyonunun devamlılığını sağlamak açısından veriyi uçta işleyip bu veriden uçta öğrenmek kritik. Öte yandan bu, enerjinin de daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Ve tabi ki makinalarda gerçek otonom hareket kabiliyetine ulaşmak ancak uçta veri işleme ile mümkün. Düşünün; uçta öğrenebilen İHA’lar insanların kolay ulaşamayacağı en zorlu ve uzak coğrafyalarda 7/24 görev yapıp doğayı analiz ederek kendi kararları doğrultusunda ihtiyaç duyulan bölgelerde tohum ekebilir. Ya da damar içine gönderilecek akıllı otonom bir robot, operatör olmadan kişiye özel müdahalelerle hayat kurtarabilir.
Türkiye, beyaz eşyada küresel ölçekte çok önemli bir oyuncu. Ürünler ise artık çoğunlukla internete bağlı akıllı dijital IoT cihazlarına, bir başka deyişle veri makinalarına dönüştüler. Bahsettiğimiz teknolojileri uygulayarak beyaz eşyada ihracatımızı ikiye katlayabiliriz. Yani 4 milyar dolardan 10 milyar dolara doğru çıkabilecek bir potansiyelden bahsediyoruz.
Buralardaki güçlü mühendislik aynı zamanda ülkemizin yarının gelişmiş Dijital Mobilite Teknolojilerinde de başarılı olmasını sağlayacaktır.
Peki, ne yapmalı?
Önde gelen teknik üniversitelerimizin müfredatında bu konular ne durumda? Mesela ODTÜ, İTÜ… Acilen gözden geçirilmeli. Hatta uygulamalı çalışmaları orta öğretime kadar indirebilmeliyiz.
Sensör konusunda malzeme bilgisi önemli. Bu nedenle doktoralı eleman açığı kapatılmalı. Türkiye mikroçip üretmeyebilir, ama sensör üretecek kapasiteyi yaratmalı. Çünkü bu, ilerleyen yıllarda “akıllı yaşam” uygulamalarının en çok ihtiyaç duyacağı bileşenlerden biri.
Yapay zekâ bir diğer aksiyon konusu. Özellikle de uçta. ”Kestirimci Bakım” olmazsa olmaz bir konu haline geliyor. Burada hem donanım hem de yazılım konusunda nitelikli eleman açığının hızla kapatılması gerek.
Türkiye sahip olduğu sorunlu büyükşehir sayısı ile açık ara önde bir ülke. Bardağa dolu tarafından bakarsam bunu büyük bir laboratuvar olarak görüyorum. Burada yaratılacak yenilikçi çözümler tüm dünyaya ihraç edilebilir.
Tüm bu konularda güçlü teknoloji şirketleri ile stratejik iş birlikleri yapılmalı. Mesela EMPA olarak STMicroelectronics ile böyle bir iş birliğini organize edebiliriz.
Türkiye’nin tüm bu alanlarda kaslarını güçlendirmesi demek; Beyaz Eşya, Mobilite, Sağlık ve Akıllı Şehirler alanlarında 100 milyar dolarlık bir endüstriyi hayal etmesi demektir.