
Sürdürebilirlik Yolculuğu
Yasemin Akad, Kurumsal Yönetim Danışmanı
Şirketlerin rekabet, büyüme ve karlılığa devam edebilmesi için, bugünden itibaren sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi ilkelerini içeren iş stratejisine öncülük etmek, gereken teknolojilere yatırım yapmak ve yönetim modelini bu yöne evirmek için acil bir ihtiyaç vardır.
Sürdürülebilirliğin sadece çevre ve ürün geliştirmeyi değil, aynı zamanda organizasyonlarımızı yönlendiren iş modellerinde ve iş yapış düşünce biçimimizde de kökten bir değişim gerektirdiğini tüm paydaşların içselleştirmesi elzemdir.
İş yapma kültürünün ve yolunun, sürdürülebilir finans ve sürdürülebilir proje finansmanı özelliklerini içerecek şekilde değişmesi gerekir. Risk ve getiri, teknolojiyi nasıl kullandığımız, verimlilik, etkileşimi, çevremiz, toplumumuz ve ekonomi ile olan ilişkimiz ve etkileşimimiz konusunda farklı bir bakışa ihtiyacımız vardır. Bunlar, diğerlerinin yanı sıra düşünülecek bazı boyutlardır. Özünde, oyunda kalmak için şirketler olarak geleceğimizi nasıl şekillendirdiğimize dair bir zihniyet değişikliğidir.
Neden mevcut küresel ekonomik, politik ve iş ortamında, sürdürülebilirlik birçok karar verici için anahtar kelimelerden biri haline gelmiştir?
İş açısından bakıldığında, birçok şirket uluslararası ve ulusal farkındalıktan kaynaklanan kurallar ve düzenlemeler nedeniyle sürdürülebilirlik ile ilgili uygulamaları başlattı. Ancak sürdürülebilirlik tanımının hala birçok yönetimin zihninde açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç vardır.
En açıklayıcı, yalın, ama bir o derecede çarpıcı tanım Birleşmiş Millet tarafından ortaya konulmuştur.
Birleşmiş Milletler sürdürülebilirliği, “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden günümüz ihtiyaçlarını karşılamak” olarak tanımlar. Dolayısıyla çevre, toplum ve ekonomi alanlarını içinde barındıran üç boyutlu bir olgudur.
Bu olguyu daha net açıklayabilmek ve küresel olarak ortak bir dil ve tanım oluşturabilmek için Birleşmiş Milletler Sürdürebilir Kalkınma Hedefleri yol gösterici olmuştur. 169 alt hedef içeren bu 17 hedefin birbiriyle ilintisi sürdürebilirliği tam olarak açıklamaktadır.

Bakıldığında en temel tehlike artık doğal sermayemizin kendini yenileyemez hale gelmiş olmasıdır. Bu hızda kaynaklarımızı kullanıp tüketmeye devam edersek 2030’da 2 Dünya gezegeni, 2050 de ise 3 Dünya gezegeni kadar doğal kaynaklarımızın olması gerekeceği bilim insanları tarafından tespit edilmiştir.
Bu çok ama çok ciddi bir tehlikedir ve bugünden itibaren ivedilikle ele alınmadığı takdirde, yaşamın sürdürebilirliği mümkün olmayacaktır.
Yukarıda sözü geçen 17 Kalkınma Hedefi artık ‘sadece çevre’ olayı olmaktan çıkmış, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine insan varoluşunun temel etaplarından başlayarak sosyal ve ekonomik varlığımıza tehdit olan tüm tehditleri birlikte ele almıştır. Kısacası devletler ve ilgili kurumları, ekonomik döngünün ve sosyal yaşımın kurallarını yeniden tanımlamış ve bütünsel olarak kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde yürütmeye başlamıştır.
Küresel paydaşlar, özellikle şirketler ve kurumlar işte tam burada devreye girmektedir. Paris Anlaşması’nın dayandığı ölçüm parametrelerinin devletlerce yürütme ve uyum açısından topluma ve ekonomiye yaptırım olarak dönmesi; kişisel tüketim harcamalarıyla başlayan GSYH’yi sürdürebilirlik anlamında düzenleyen, ekolojik ve sosyal yaptırımların parasallaştırması için parametreler içeren “Gerçek İlerleme Göstergesi” (Genuine Progress Indicator ), küresel paydaşların ezberini bozduğu gibi şirketlerin yönetişim kriterleri, işleyiş biçimleri ve finansal raporlamalarını da kökünden değiştirecektir.
Sürdürebilirlik Kalkınma Hedeflerinin 17.ci ve son hedefi ‘Hedefler için Dayanışma ve Ortaklık’ kıstaslarını tanımlarken ilk 16 hedefin gerçekleşmesi için tüm küresel paydaşların dayanışması ve ortaklıklarından bahsetmiştir. Bu Küresel paydaşları,Tüketiciler, Akademik Kurumlar, İşletmeler (şirketler), Yasa (kural) oluşturucular, Finansal Kurumlar ve Yatırımcılar, Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlar ve Sivil Toplum Kuruluşları olarak tanımlanmaktadır. Her birinin birbiriyle iç içe, dolaylı veya doğrudan etkileşimi ortak tanımda ve kriterlerde, ölçümlerde ve raporlamalarda açık seçik belirtilmeye başlanmıştır. 2030’a kadar tüm paydaşların varoluş biçimlerinin, sürdürebilirlik gereksinimleri ve döngüsel ekonomiye doğru evirilmesini sağlayacak adımlar atılmıştır.
Sürdürülebilirlik gereksinimleri neler olacaktır?
Özellikle şirketlere ve kurumlara ne ifade etmektedir? Tüm küresel paydaşların faaliyetlerinin toplu ölçümleri, Gerçek İlerleme Göstergeleri’nde ve Paris Anlaşması ölçüm endekslerinde bulunan faktörlere hizmet etmesinin yanı sıra, halka açık şirketlerde entegre raporlama sistemleri uygulanmasını zorunlu kılacaktır. 2030 yılına kadar bu raporların şirketin tüm paydaşlarını da kapsayacak yükümlülükleri içermesi gerektirecektir. Bir başka deyişle küresel ticaret yaparken karşı kurumlarda ve tedarik zincirlerinde aranan ön koşullar ve düzenlenmiş yaptırımlar olacaktır. Bu gerekliliklerin karşılanması banka kredileri tahsisini olumlu yönde etkileyecek ve uluslararası finansman ve teşviklerden yararlanmayı sağlayacaktır. Dolayısıyla finansal raporlar değişecek ve üçlü finansal tablolar standart olacaktır. (Triple Bottom Line)
BM- Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine bu kadar kısa sürede nasıl ulaşılabilecek, dünya çapında nasıl uygulanacak?
Elbette ki sürdürülebilirliği önce farkındalık, daha sonra değişim ve ortak bilinç oluşturmadan sadece yaptırımlarla başarmak imkânsızdır. Küresel bir ‘Kültürel Transformasyon ’la ancak mümkün olacak ve tüm paydaşların ortak çabasıyla ve ivedilikle gerçekleştirmek gerekecektir.
Şirketlerin stratejilerinde ve iş modellerinde en önemli faktör olan devamlılık, karlılık, nakit akışı, bilanço yapısı nasıl etkilenmeden sürdürebilirlik gereklerini yerine gelebilecek?
Bir iki sosyal sorumluluk projesi elbette önemli ama aşikâr olan sürdürebilirliğe yapılacak yatırımın acil gerekliliği ve yatırımın geri dönüşünün şirketin finansallarını ve geleceğini bugünden itibaren olumlu etkilemesinin sağlanması. Bugün stratejilerin, iş modellerinin ve kurumsal kültürün değişiminde sarsıcı bir etki olmadan bu geri dönüş ve devamlılığı sağlamak nerdeyse imkânsız olacaktır. Yatay ekonomik modelden, döngüsel ekonomik modele geçiş yapılmalıdır. Sürdürebilirlik ilkelerinin, çevre (planet), sosyal (people) ve ekonomik (profit) olan üç boyutunda da var olmaya yönelik çalışmak ve bunun getirdiği her türlü değişim ve yapılanmayı sağlamak, şirketin finansal gücünü daha da sağlam zemine oturtacak ve geleceğini güven altına alacaktır.
Ortak yollardan en önemlisi yıllardır geleneksel yatay ekonomi modelinde çalışan dünya düzeninin döngüsel ekonomiye evirilmesidir. Meydana gelecek olan değişimlerin olumlu etkileri Küresel Paydaşlara ve Sürdürebilirlik İlkelerine kazan-kazan etkisi yaratarak doğal sermayemizi korumamızı sağlayacaktır. Yatay Ekonomi Modeli (Linear Economy), Kaynak tedariki-üretim-dağıtım-tüketim-atık şeklinde işleyen, üretimde sonsuz kaynak ve tüketimde sonsuz atık yanılgısına dayanan bir model olup hızla ekonomik olarak uygulanabilir olmaktan çıkmaktadır. Döngüsel ekonomi ise (Circular Economy) sadece atığı tekrar kaynağa döndüren bir model olmayıp zincirin her aşamasında birbirini besleyen geri dönüşüm-yeniden kullanım-yeniden amaçlama-yeniden üretim döngüsü içerisinde modellenmek ve verimliliği sağlamaktır.

Bu geçişi başarmak, bugün dünya sadece % 8,6’sının döngüsel olduğu göz önüne alındığında, benzeri görülmemiş bir işbirliği gerektirir. 2030’a kadar daha gidecek çok yolumuz olduğuna göre şirketler ve kurumlarında hayatta kalabilmeleri için iş modellerini inovatif çözümlerle hızla yeniden yaratması şarttır.
IOT gibi dijital teknolojiler, yeni nesil uygulamalar ve 4IR teknolojilerindeki inovatif çözümler sürdürebilirlik ve döngüsel verimliliği hızlandırmak için paha biçilmez bir potansiyel yaratmaktadır. Özellikle materyal değer zincirlerinde (material value chain) döngüsel ekonomi potansiyelini ortaya çıkarmak için üretimden, ters lojistikten, malzeme geri kazanımından e-atık yönetimine hızlı bir dönüş başlamıştır. Elektronik başta olmak üzere, batarya üretiminde, plastiklerde ve tekstilde bu döngüselleşme uygulamalarının ivedilikle hayata geçtiğini düşünürsek, bu teknolojilerin kullanımının yanı sıra etki yatırımları da elzem olmaktadır. Etki yatırımları örneğin elektronikte finansal getirinin yanı sıra olumlu ölçülebilir sosyal ve çevresel etki yaratma niyetiyle yapılan yatırımlardır.
Döngüsel ekonomi iş modeli aracılığıyla şirketlerde hem ekonomik hem de finansal fayda yaratmak için yönetim taahhüdü ve adanmışlık olmazsa olmaz bir olgudur. Devlet teşvikler ve finansman yaratır, kamu ve özel sektör ortaklıkları başlatır, döngüsel bir ekonomi modelini düzenlemek için ana akım politika oluşturur. Ancak başarı şirketlerin ve kurumların risk algısında, stratejilerinde, iletişiminde ve operasyon modellerinde sürdürebilirlik yönünde değişimin hızına bağlıdır.
Bugün sürdürebilirlik yolculuğuna adım atmış şirketler döngüsel ekonomi stratejileri ve ilgili göstergeler ile kamu ve diğer paydaşların beklentilerini karşılamakta, verimlilik ve teknoloji ile iş sonuçlarında artış sağlayarak karlılığı sürdürebilmekte, çalışanların işe alımda tercih ettikleri şirketler olarak iş gücünü geliştirmekte, çalışan kaybını önlemekte, marka değerini arttırarak, iyi uygulamalara imza atmaktadır. Bunlar beraberinde ilgili teşviklerden ve küresel finansmandan yararlanma olanağına sahip olmaktadırlar. Yasa ve düzenleyici yönetmeliklere uyumlu olmakla iyi yönetişim politikaları uygulayarak ekonomik rekabette öne geçmektedirler.
Sürdürülebilirlik sağlığımızın, ailemizin, ekonomimizin, sosyal oluşumumuzun, yaşam kaynaklarımızın kısacası her alanda varoluşumuzun geleceğidir.